Eskiden beri amatör hikâyeler yazıp dururdum, bu öyküler benim kaçış yerlerimdi. Hayal gücüm ile beraber arzu ettiğim her yerde olabiliyordum ve her şey benim elimdeydi. Ortaokulda yazdığım bir hikâyeyi hatırlıyorum, adı Cehennem Tacı idi ve yazdıktan sonra annemler on adet olarak matbaada baskısını yapmışlardı ve ben de onu arkadaşlarıma dağıtmıştım. Tabi şimdi düşününce saçma olabilecek bir konusu vardı, yıllar önce dünyamıza gelen uzaylıların yenildikten sonra insanlar tarafından dünyanın derinliklerindeki zindanlara atılışları ve günümüzde ise bu zindanlardan kaçmanın bir yolunu bulmalarıyla beraber dünyamızı yeniden istila etmelerinin öyküsünü anlatıyordu. Kim bilir belki yıllar sonra yazarın çocukluk öyküsü bir anlam kazanır yeniden, neyse lisede olayı daha bir abartmıştım ve aklıma ne eserse yazmaya başlamıştım. İnsanların yazdıklarımı okumasını istiyordum, bir bu nedenle bir de isim bulmakla uğraşmamak adına sınıfımdaki arkadaşlarımın isimlerini kullanıyordum karakterlerim için. Böylece bazı arkadaşlarımın yazdıklarımla da ilgilenmelerini sağlıyordum. Ama asıl yazarlığımın ilerlemesinde lise sonda karsıma çıkan bir sitenin katkısı vardır, orada yazdıklarımı paylaşıyordum ve insanlar okuyup yorum yazıyorlardı. Orada çevremden daha fazla dost edinmiştim, bu malum sitenin adı Frpworld idi çoğunuz bir şekilde biliyorsunuzdur hatta orada sizin de bir sürü anınız vardır diye tahmin ediyordum. O site bana çok şey kattı, eskisi gibi olmasa da hala ayakta duruyor olması bile benim için çok önemlidir. Zaten ilk romanımı elinize aldığınızda teşekkür metninde de Frpworld’ün adını göreceksiniz.

            Ben biyoloji bölümünden mezun oldum, orada gördüğüm derslerden birinden etkilenerek oluşturduğum bir romandır Varoluş. Aslında bu da bir seri olarak planlandı ve üçleme şeklinde düşünüyorum tabi beğenilirse. Adından dolayı yayınevi aslında uyarmıştı, belki de haklılardı. Çünkü roman olduğunun anlaşılmama riski vardı ki sanırım oldu da. Romanda bir felsefi altmetin de var, bölümlerin her birinin işlediği bir tema var ve o temaya uygun şekilde romanın ana karakteri olan Poyraz okurlara kendi fikirlerini paylaşıyor bolüme geçmeden evvel. Romanın kurgusunu oluşturan felaketi direk basında anlatmadığımdan okur için başta gizemli olarak görülebilir olaylar, bu nedenle okurların felaketin kendisiyle romanı okurken tanışmalarını istiyorum. Sadece bilimsel bir temeli olduğunu ve her an olabilir bir durumun işlendiğini söyleyebilirim, yanlış olmasın diye ders kitaplarımı karıştırarak yazmıştım hatta sırf bunun için de bir bilim insanı karakter ekledim romana. Bu karakterin amacının okurlara olayın bilimsel boyutuyla tanıştırmak olduğunu belirtmek isterim, bu yüzden kendisi hem mekân hem de olaylar acısından biraz uzak kalabiliyor romandaki diğer karakterler ile.

            Roman tüm dünyada gerçekleşen bir felaket üzerine kurulu, ama Türkiye’de geçiyor ana olaylar. Bir de dediğim gibi hem felaketi açıklamak hem de dünyanın geri kalanına ne olduğuna açıklık getirmek için ayrı bir mekân ve bir karakter daha ekledim. Yine de romanın geçtiği yeri direk burası şu şehir diye belirtmedim, yerler ve mekânlar hepsi gerçek, tasvirleri de aslına uygun ama neresi olduğunu okura bıraktım ki yazarın nerede oturduğunu bilene yanıt hazır aslında. Ben bu romanı yazarken şunu ele almak istemiştim, şu anda iyi kötü bir düzende yaşayıp gidiyoruz ama tamamen dünyamız değişse ve aslında hayatımızdaki bazı şeylerin insanlar tarafından oluşturulmuş değerler olduğu fark edilse neler olurdu sorusuna yanıt vermeye çalıştım. Normal dünyada rahatlıkla karsı çıkabileceğimiz bir ideoloji ya tamamen bitmiş bir şehirde insanlığın hayatta kalmasını sağlayacak tek kurtuluş yolu olarak görülmeye başlanırsa, insanlar bunu kabul ederler miydi, dahası karsı çıkanlar neler yapardı? Tabu olmuş bir sürü şey her an karakterlerin karsısına çıkabiliyor ve Poyraz bu konuyu okuyucu düşünsün diye ortaya atıyor öncelikle. Ahlak, özgürlük, aile gibi daha genel konular dışında rahatsız edici olabilecek durumlarla da karsı karsıya kalıyor karakterler. Yani benim önceliğim aslında bunlardı yazarken, daha çok psikolojik yönden bir hikâyesi var kendi içinde. Ama sadece böyle felsefe kokan bir işleyişi de yok, macera romanı sonuçta kendisi ve Poyraz da gayet hayatta kalmayı başarabilen biri olarak yer alıyor romanın içerisinde. Samuray kılıcıyla özdeşleşmiş durumda kendisi, diğer karakterlerde de simgesel anlatıma katkı olması için kişiliklerinin daha iyi anlaşılmasını sağlayan bağlı oldukları nesneler var.

            Kendi içerisinde dört ana hikâye barındırıyor bu roman. İlkinde bir arayış öyküsü var, Poyraz kaybettiği kızı yerine koyduğu Yeliz’e uygun bir yuva bulma arayışında, kendisi de yaslı olduğundan fazla vaktinin olmadığının bilincinde. Onlarla beraber göçebe bir hayatın içerisine giriyoruz, farklı ideolojilerin hüküm sürdüğü yerleşim yerleriyle tanışıyoruz. Poyraz grubuna farklı karakterde yoldaşlar da almaktan çekinmiyor. Onların da her biri ilginç ve hem Poyraz’a hem de okurlara sorgulanan konu hakkında farklı bakış acıları gösterecekler. Romanda belli bir taraf yok, her karakter kendi düşüncesini söylüyor ve ben de yazar olarak sadece bu düşünceleri aktarmaya çalışıyorum. Bu arayış macerasının yanında ikinci olarak esas olarak islenen diğer hikâye ise Reis’in yükselişi. Kendisine Reis diyen bu insan yıkık şehirde kendi sınırlarını çiziyor ve insanlara hayatta kalmaları için bir yol sunuyor. Tabi ona karsı çıkan bir grup da söz konusu. Burada insanların zor durumda kaldıklarında başta iyi niyetle başlayan bir işin içerisine kibir ve ego girdiğinde nasıl yozlaşabileceğini işlemeye çalıştım. Hatta kimilerine göre romanın asıl sürükleyici ögesi bile oluşturan tarafı Reis’in hikâyesi.

            Poyraz’ın arayışı ve Reis’in yükselişi romanın esas kısımları, bir de iki yan hikâye daha var. İlkinde yine tek bir yerleşim yeri var ve burada daha çok inanç kavramının yorumlanması işleniyor. Çadırkent adını alan bu bölgede Hoca Efendi insanlara liderlik ediyor ve aşırı acımasız tedbirler almaya başlıyor. Bazen yaptıklarına kızılıyor, bazen de kendisini savunuyor ve arka planda işlenen olaylardan ötürü hak verildiği de oluyor. Burada da secimi okura bırakıyorum, ben sadece olayları aktarıyorum ve karakterlerin kendi düşüncelerini ben yorum katmadan okuyucuyla paylaşıyorum. Romanın dördüncü ayağını da gemi oluşturuyor. Burası sağ kalan yöneticilerin ve bilim insanların toplandığı gizli bir yer, burada okuyucu biraz daha olayın hem bilimsel hem de küresel boyutuna girebiliyor. Burası biraz olsun okura bazı konularda açıklık getirmek amacıyla eklenen kısımları oluşturuyor, yine de çok az da olsa ana olaylarla bağlantı kuruluyor tamamen ayrı olarak sunulmuyor.

            Bir de yazım tarzından da bahsedecek olursam her bolüm bir tema çevresinde gelişiyor ve Poyraz birincil bakış acısından bize kendi düşüncelerini sunuyor. Devamında ise romanda sekiz ana karakterin bakısından normal bir anlatım söz konusu, buna en iyi Taht Oyunları’nı örnek verebilirim, zaten bazı sürprizleri bozmamak adına demek istemiyorum ama bu esere de gönderme yapmadan duramadım. Karakterlerin okurken daha iyi akılda kalacağını düşünerek George Martin’in yazdığı usulde her bir geçişte o karakterin adını belirttim, ama tamamen onun tarzında değil daha kısa kısa geçiyor her bir karakterin kısmı ve bu sayede de merak unsurunu devreye sokmaya çalıştım.

            Umarım sevilen bir kitap olur diye umut ediyorum, çünkü şu anda devamını yazıyorum ve ikinci kitabını da çıkartmak istiyorum. Bilim kurgu, macera, hayatta kalma ögeleri barındıran bu romanımın bu tarz romanlardan hoşlanan insanların zevkle okuyacağına inanıyorum. Son olarak diyebilirim ki kitabın sonuna geldiğinizde aklınızda soru işareti kalmasın, bu bir seri olduğundan ilk kitabın ana konuları olarak bahsettiğim bazı kısımlar finale bağlanıyor ve felaketin kendisi ile ilgili de bir gelişme yaşandığından o nokta tam ilk kitabın sonu için en uygun yerdir, bana bitirenlerin hak vereceğine inanıyorum tabi burada bırakılır mı diye kızanlar da olursa onların da başımın üstünde yeri var. Sürprizleri hem bozmak istemiyorum ama bir yandan da okurla aramda bir güven sorunu çıkmasını da engellemek istiyorum. Beni yazar olarak tanımayanlar başta tarzımı garipseyebilirler, ben biraz gizemi çok severim ama aman Lost yüzünden gizemli hikâyelere karsı bir önyargı da oluşabiliyor artık, sakın tereddütte kalmayın gerçekçilik ve bilimsellik romanın esasını oluşturuyor.

            Görüşleriniz benim için değerlidir, bazı karakterlere sinir olabilirsiniz, tatmin olmadığınız kısımlar olabilir, ama kıyamet sonrası kurgu diye geçer ya işte ondan pek fazla ülkemizde yerli yazarlardan göremiyoruz benim amacım esasında da her türde bizden hikâye çıkabileceğini de ispatlamak yani yerli yazarlara olan önyargıları kırmada okur desteği burada çok önemlidir ve en azından ben bir yazar olarak sadece kendimiz için değil asıl birileri okusun diye yazdığımıza inanıyorum, hayat paylaştıkça güzel…