“İÇİMİZDEKİ HAİN”

(28.06.2015, Günümüz)

Efla, toplantı odasındaki artan gerilimin farkındaydı. Bazıları bunu sadece ilk günün bilinmezliğine bağlayabilirdi. Ama Efla’nın gözünden kaçmayan başka detaylar da söz konusuydu. İlk odaya geldiğinde sadece Bay Fend ve Kara Altın vardı. General’in gittiğini öğrenmişti. O geri dönünceye kadar da Starfell gelmiş ve General’in olmamasından ötürü disiplinsizliğe tahammülü olamayan asker öfke krizine girmişti. Neyse ki Leydi Kuzgun ve Ozan durumu kontrol altına alabilmişlerdi. General geri döndüğünde ise toplantı odasına ekibin bir diğer üyesi daha giriş yapmıştı. Yaşlı adamın varlığı General’de zaten var olan kaygıyı daha da ortaya çıkartmış görünüyordu. Yeni aldığı emir bile yaşlı adamın getirdiği stresi geçmemiş gibiydi. Yeni emre göre ekipten bir kişinin elenmesi gerekiyordu. Bay Fend, emrin arkasında başka bir şey olup olmadığını anlamak istemişti, o sorduğunda General dürüstçe yanıt verecekti nasılsa. General gerçekten de ona söylenenin ekipten birisinin ayrılmasının istendiği olduğunu belirtmişti.

General Serhat, yaşlı adam dışında başka kişilere de bakabilmeyi başardıktan sonra: “En iyisi bunu aranızda tartışadurun,” dedi ve tepkileri beklemeden odadan çıktı. General’in gitmesinin ardından Starfell’in yeniden sinirlenebileceği düşünülebilirdi başkaları tarafından. Ama Efla, Starfell’in uzun süre bir daha öfkesinin etkisi altına girmeyeceğine emindi.

Starfell, diğerleri daha odaya gelmeden önce öfkelenmeye başladığında Bay Fend konuşmak istemişti. Starfell’i rahatlıkla sakinleştirebilirdi. Ama Efla, bunu yapmasını istememişti. Onu durdurmuştu.

  “Neden?” diye sordu Bay Fend. Bu soruyu soracağını bekliyordu. Onun sorularını yanıt vermek durumunda kalıyordu insan. Onun sesinin ne derece güçlü bir yan etkiye sahip olduğunu Efla görebiliyordu. Bunu bizzat deneyimlemek garipti. İnsan soruya içten bir şekilde yanıt verme ihtiyacı duyuyordu.

“Starfell’i sakinleştirenin sen değil, odaya girecek olan başka birinin başarmasının Starfell’in ekipteki yeri açısından daha iyi olacağını öngörmüştüm. Çünkü Starfell, ekibin tehlike anlarında can yeleği olacak, ekipteki herkesin sırtını güvenle dayayabileceği biri olduğuna dair güveni verebilmesi ilerisi için çok önemliydi. Bu yüzden seni durdurdum.

Bay Fend kendisini tatmin edecek bir yanıt almıştı.  Efla’nın geleceğe yönelik çıkarımlarda bulunabilme yeteneğine inanıyordu. Bunu falcılık olarak görenler Efla’nın özel yeteneğinin ne olduğunu tam olarak anlamamışlardı. Starfell’in ya da Kara Altın’ın düşündüğü gibi bir şans oyununun sonucunu elinde düzgün veriler olmadığı sürece tahmin edemezdi. O gözlemlerine göre gerçekleşebilecek olasılıkları zihninde hesaplayabiliyordu, beyninin bunun için özelleşmiş bir bölgesinin oluştuğunu düşünüyordu. Tanıdığı bir nörolog arkadaşına gidip beyin MR’ı çektirmişti ve gerçekten de beyninin talamus bölgesinde yoğun bir sinir ağı oluştuğunu görmüştü. Talamus koku harici beynin duyu organlarının reseptörlerince alınan uyarılarının geçici olarak toplandığı bir alandı.  Başta bunun bir tümör oluşumu olabileceği yönünde korkutmuştu arkadaşı Efla’yı, ama Efla özel insanlardan biri olduğuna artık emin olmuştu. Bir süre sonra gördükleri, duydukları, dokundukları diğer insanlardan daha çok ona bir anlam ifade etmeye başladı. Herkesten daha çok bu duyu nöronlarının taşıdığı verileri bir araya getirip gelecekte olabilecek şeyler hakkında doğru çıkarımlarda bulunabiliyordu.

Herkes General’in durduk yere ortaya çıkan ekipten birinin ayrılacağıyla ilgili emre odaklanmıştı, kimin ayrılıp ayrılmaması gerektiğini düşünüyorlardı içlerinden. Ama kimse Efla kadar her şeyi gözlemleyemezdi, General’in odaya girdiği zamanki tavırlarına ve sırasıyla herkese bakarken ki yüz ifadesinin değişimlerine dikkat edemezdi. Her şeyi anlamasını sağlayacak son bilgi kırıntısına ise General’in yaşlı adam ile kısa süren diyalogu ile ulaşmıştı. Yaşlı adamın buradaki adı Rüyacı’ydı. Rüyacı denilen bu yaşlı adamın General ile kötü bir anısı vardı ve bu yaşanılan neyse yaşlı adam General’den hiç hoşlanmıyordu. Yaşlı adam bir sürü anısının olduğundan ve en önemlisi bu anılardan bazılarının gerçek olmadıklarından bahsetmişti.

Efla, Bay Fend’in bir yanında oturan Rüyacı’ya yaklaştı. Konuşmaya başlamadan önce bir daha etrafına baktı, herkesin düşünceli ve sessiz bir şekilde beklemekte olduğunu görmüştü. Konuşulanların duyulmayacağına emin olacağı bir tonda yaşlı adama: “Neden General’in böyle bir emir aldığıyla ilgili bir hayal görmesini istedin?” diye sordu.

“Efendim?” diye şaşkınlıkla karşılık verdi yaşlı adam.

“Lütfen, yalan söylemene gerek yok. Hoş, söylesen de bunu ben anlayamam. Ama bazı şeyleri bilebiliyorum. Sadece neden böyle bir şey yapmaya gerek duydun, ona anlam veremedim.”

“Buradan ayrılmak istemiştim ve bunun için bir fırsat olmasını sağladım sadece.”

“Artık buradan kaçışın imkânsıza yakın olduğunu anlamışsındır. Hepimiz buraya bir amaç için geldik, bu bizim kaderimiz. Buradan kaçamayız ve hepimizin bir görevi var.”

“Neymiş o?”

Efla, yaşlı adamın sorusuna yanıt vermeden önce bu sonuca nasıl ulaştığını ona anlatmak istemişti. Ama zihninde olasılık hesabı yapmak onun için çok kısa süren bir eylemdi, bu olasılıkların nasıl bir sürü dallar oluşturarak sonsuz çoklukta başka olasılıklara yol açacağını anlatmak ise zahmetli bir işti. General’in nasıl tedirgin olduğunu görmüştü. Sadece Rüyacı’dan dolayı değildi, bir kişinin ortadan kaybolması onu daha çok korkutmuştu. Tam olarak her şeyi bilmiyordu, ama bir şeyden emindi. Emin olduğu şeyi ise yaşlı adamla paylaşması gerekiyordu

            “Evren’in geleceğinde yapması gereken çok önemli şeyler var. Bu yüzden onu korumamız gerekiyor.”

Yaşlı adamın gözlerinde Bay Fend gibi onun yeteneğine olan inancı görebiliyordu. Bu önemli bir şeydi, çünkü Rüyacı’nın bir daha General’e karşı özel yeteneğini kullanmamasını sağlamalıydı. Çünkü General bugünü düzgün bir şekilde atlatamazsa, ekibin liderliğini yapmakta ve onları eğitmekte başarısız olacaktı. Ama daha ekibinin yanında panik atak geçirmeden uzun bir süre durmakta zorlanıyordu, bu kadar özel gücün onun ruh sağlığını olumsuz yönde etkilediğini Efla görebiliyordu. Neyse ki ekiplerinde bir psikolog vardı ve Efla özel yeteneğine kavuşmadan çok önceleri bile çok iyi bir psikologdu.

O sırada Starfell’in de odanın içinde yürümeye başladığını gördü. Öfkeli görünmüyordu. Daha çok Leydi Kuzgun’a yaklaşmaya ve kendisiyle bir sohbet konusu açmaya çalışıyor gibiydi. Efla, Bay Fend’e dediklerinde ciddiydi. Zaten Bay Fend’e istese de yalan konuşamazdı. Starfell’in öfkesini geçici bir süreliğine uzaklaştırmak değildi yapılması gereken şey, asıl kalıcı çözümün öfkelendiğinde bile ondan korkmayacak ve karşısına cesurca dikilebilecek birilerine sahip olması gerektiğini öngörmüştü. Çünkü Ozan’ın da dediği gibi, öfkesi aslında askerin özel yeteneğinin bir parçasıydı. O olmazsa özel insanlardan birisi de olamazdı.

Starfell, Leydi Kuzgun’a tam bir şey diyecekti ki odada General’den başka eksik birisinin daha olduğunu fark etmişti ve bunun bir sorun olabileceğini düşündüğü için hemen telaşla herkesi uyardı: “Hey, Evren’i gören oldu mu?”

“Birimizin firar etmeye kalkışacağını tahmin etmiştim, ama bunun bu kadar da yakın bir zamanda olacağını beklemiyordum,” dedi Bay Fend.

Leydi Kuzgun ve Ozan ile odaya giriş yapan, yirmi yaşlarında, yağlı saçı ve gözünden düşecekmiş gibi duran gözlüğüyle gizemli genç, Bay Fend’in yanına Efla’nın yaşlı adamla ile konuşmak için uzaklaşması üzerine bir sandalye çekip oturdu. Ardından: “İnsanların yalan söylememelerine neden olman çok adaletsiz geliyor,” dedi birden Bay Fend’e. Birisinin özel yeteneğine karşı tepki göstermesine şaşırmıştı. Polis arkadaşları tarafından oldukça işe yararlığına birebir tanık olunan bu özel yeteneğini bir lanet olarak görmemeye çalışıyordu elinden geldiğince.

“Haklı olduğun yanlar yok değil, delikanlı” diye karşılık verdi gence Bay Fend. Gencin gözleri ilgisini çekmişti. O gözlerde bir sürü yaşanmış anılar saklıydı. Odadaki en ilginç kişi belki de bu gençti, ama odaya girdiğinden beri sessizce gözlemci olarak kalmayı tercih etmişti.

“Sana ne diye hitap etmemiz gerekiyor?” diye sordu Bay Fend. Gencin yavaşça gücünün etkisi altına girdiğini görebiliyordu. Ses dalgalarını görebilmeyi bazen çok arzu ederdi. O dalgaların kulağın içerisine girdiğini, kulak zarından geçip kulak kemikleri tarafından büyük titreşimlere ve en oradan da iç kulakta beyne iletilecek uyarılar haline dönüştürüldüğüne birebir tanık olmak isterdi. Gücünün insanları nasıl etkilediğini böylece daha iyi anlayabilirdi.

“Kedi Oğlan” diye yanıt verdi genç.

   “Kendini hep yirmi yaşındaki haline geri döndürmen adaletli mi peki?” diye sordu Bay Fend bu sefer, gencin deminki sitemine gönderme yapmak için. Karşısındaki kişinin gücünü kendi üzerinde kullandığını anlamıştı, çünkü kendine Kedi Oğlan diyen kişi gerçekten de yirmi yaşlarında görünüyordu ve bir hile de yoktu ortada.

“Ölmemem gerekiyor da ondan,” diye karşılık verdi Kedi Oğlan. Bay Fend, yanıt üzerine karşısındakinin özel gücüyle ilgili tahmininin de doğru olduğunu anlamıştı.

Leydi Kuzgun, Starfell’in uyarısı üzerine General’e Evren’in yokluğunu haber verip vermeme konusunda ikilem yaşamıştı. General’in Evren’e ne kadar önem verdiğini biliyordu. Buraya gelmeden Evren konusunda General’e yardımcı da olmuştu. Evren’in burada sorun çıkartabilecek potansiyelde olduğunu ikisi de iyi biliyordu ve bu konuda General’in hazırlık yapmış olmasını umuyordu.

O sırada odanın kapısı açıldı, ama gelen kişi General değildi. Ekibin kalan üç kişisi de gelmişti. Böylece firar etmiş gibi görünen Evren hariç herkes toplantı odasında bir araya gelmişlerdi.

Gelenlerden bir tanesi Ozan’dan bile genç görünüyordu. Anlaşılan ekibin yaşı en küçük üyesi oydu. Üzerinde turuncu renkte dalgaların desen oluşturduğu yeşil bir tişört, altında ise koyu mavi renkte bir kot pantolon vardı. Uzamaya başlamış saçının üzerine sade beyaz renkte, ters duran beysbol şapkası geçirmişti. İçeri girdikleri anda, beraber geldiği yanındaki kişiye: “Sanırım herhangi bir durum olursa diye söylüyorum, birbirimizin arkasını kollamamız gerekiyor dostum. Siz ikiniz dışındakilere güvenmiyorum,” diye belirtmekteydi.

“Haklısın, Klik. Hey, neden başını müzik dinliyormuş gibi sallıyorsun ikide bir?” diye karşılık verdi yanındaki. Uzun boyluydu, Starfell’e yakın uzunluktaydı. Çok yakışıklı olduğu söylenemezdi. Her gün tıraş olduğu belliydi. Anlaşılan Starfell gibi bir meslek hayatı vardı. Ama asker gibi durmuyordu. Sağ eli sürekli beline yakın duruyordu, her an tabancasına sarılacakmışçasına. Tüfekten çok eli tabancaya alışkındı.

Klik, uzun boylu arkadaşına yanıt vermeden önce kafa sallama hareketini yavaşlattı: “Çünkü müzik dinliyorum da ondan, Marker. Buradan radyo frekanslarını doğru dürüst ayarlamak saatlerimi aldı, ama sanırım bir iki radyo istasyonunu tespit edebildim. Buradan internete de bağlanamıyorum. İnanmıyorum, internete giremeyeceğim bir yer olduğuna gerçekten de inanmazdım ve şu anda mesajlarımı bile kontrol edemiyorum.”

“Yürüyen bir internet bağlantısı gibisin,” diye yorumda bulundu Marker.

“Senin yeteneğin tam olarak nasıl işliyor peki? Yani ne bileyim gözünü dürbün gibi bir ileri bir geri yapabilmek ilginç geliyor.”

“Öyle gözüm uzayıp incelmiyor gücümü kullanırken. Galiba göz merceğimde gerçekleşiyor bunlar. Işığın ikinci kez kırıldığı yer olduğunu anlatmıştı fen öğretmeni bir arkadaşım. Ben de hiç ilgilenmedim açıkçası nasıl işliyor bu yeteneğim diye. Sadece içgüdüsel olarak kullanabiliyorum işte.”

Arkalarından gelen diğer kişinin de pek arkadaşlarının sohbetine katılmak gibi bir niyeti yokmuş gibi duruyordu. Uykulu bir hali vardı. Burnunu çekip duruyordu, anlaşılan nezle olmuştu. Çekingen bir karaktere sahipti. Dalgalı, koyu kumral saçı ve ela gözleriyle yakışıklı olduğu söylenebilirdi, ama bu özelliklerinin pek farkında değildi.

Klik onu omzundan tutarak salladı: “Manuel, uyansana yahu!”

“İyiyim ben, sadece yorgunum” diye tepki gösterdi Manuel. Neden yorgun olduğunu ellerine bakan anlayabilirdi, iki avucu da çizim yapmaktan simsiyah olmuş görünüyordu.

General Serhat elindeki kupayla odaya girdiğinde eline damlayan sıcak çaydan daha başka dertleri olduğunu anlamıştı.

“O nerede?” diye sordu öfkeyle. Deminki kendinden emin olmayan tavrı tamamen geçmişti. Artık ipleri eline almayı başarmıştı ve görevini yerine getirmek için ne gerekirse yapmaktan kaçınmayan görev adamı kişiliğine kavuşmuştu.

 

Kimseden yanıt gelmeyince: “Evren’i bulmamız gerekiyor, yoksa Dünya bizim yüzümüzden yok olacak!” diye bağırdı. Sonra masanın üzerindeki dosyalar arasından Evren’ın dosyasını çıkarttı ve herkesin görmesi için içindeki sayfaları masanın üzerine yaydı.  Leydi Kuzgun dosyanın bir kısmını önceden görmüştü ve General’in neden öfkelendiğini anlayabiliyordu.

“Şimdi ayvayı yedik,” diye yorumda bulundu. Yorumunu bir tek Starfell duymuştu ve ona endişeli gözlerle bakmıştı.

General, öfkeyle yaşlı adama doğru ilerledi. Yaşlı adamın yakasından tutarak: “O nerede, Rüyacı?” diye sordu.

“Hain değilim ben,” diye bağırdı Rüyacı ve Efla’ya dönüp baktı. Efla’nın gözleri ona sakin olmasını söylüyordu. Özel gücünü General’in üzerinde bir daha kullanmayacağına dair ona söz vermişti.

“Doğru söylüyor, General. Bırakın onu,” diye belirtti Bay Fend.

General “Böyle bir gücün peşinde olacak kişileri tahmin bile edemiyorum…” diye inledi ve Rüyacı’nın yakasını bıraktı. Bay Fend’in sesini duymasıyla öfkesi azalmıştı ve Rüyacı’nın bu işle ilgisi olmadığına ikna olmuştu.

Efla, dosyaları görebilmek için masaya yaklaştı. Bazı şeyleri daha iyi öngörebilmek için konuyla ilgili bilgi eksikliğini tamamlaması gerekiyordu.  Dosyayı hızla gözden geçirdikten sonra General’e kendi tahminiyle ilgili yorumunu söyledi: “Ben biliyorum. Dünyada elinde güç bulundurmak isteyen herkes onun peşine düşecek…”

DEVAM EDECEK…

Gelecek bölümde: Bir çizer ve aşık olduğu kadın… 

Kategoriler: son insan

1 yorum

Son İnsan 1.11 – GÜRHAN ÖZTÜRK · Ocak 11, 2018 8:05 pm tarihinde

[…] Gelecek bölümde: Hain ortaya çıkıyor…  […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir