“BÜYÜK TEHLİKE”

(28.06.2015, Günümüz)

Starfell öfkesinin tamamen bedenini terk ettiğini hissediyordu. Uzun bir süre onu rahatsız etmeyeceğini umuyordu. Bedenine yayılmış olan sıcaklık hissini de tamamen atabilmeyi başarmıştı, Ozan’a içinde biriken tüm enerjiyi aktarmıştı ve onun sayesinde öfkesinin zararlı etkilerine diğerleri maruz kalmamışlardı.

Yazları memleketinin sahil kesimlerinde cankurtaran olarak görev yapardı. Başta Antalya olmak üzere Akdeniz sahillerini avucunun içi gibi bilirdi. Çok iyi tekne kullanırdı ve denize açılmak ona huzur getiren şeylerin başında geliyordu. Ama bir zaman sonra artık güneşin onu etkilemeye başladığını fark etmeye başlamıştı. Derisinde meydana gelen yanma hissinden bir türlü kurtulamıyordu ve sürekli nedensiz yere ateşi çıkıyordu. Doktorlar alerjidir deyip geçiştiriyorlardı. Ama sabahları kalkıp aynaya baktığı zaman o gözlerindeki mavi tona yeşil rengin de karışmaya başlamasıyla ve gitgide gözlerinin turkuaz tonda bir renge dönüşmeye başladığını görmesiyle daha da tedirgin olmaya başlamıştı. Gözün anatomisi ve fizyolojisi ile ilgili okumadığı kitap kalmamıştı. Gözün renginin değişmesinin mantıklı bir nedeni yoktu.

Okuduğu bir kaynakta somatik yani vücut hücrelerinde meydana gelen mutasyonların modifikasyonlara neden olabildiğini öğrenmişti, ama göz rengini değiştirecek kadar değildi bu mutasyonlar. Daha sonra mutasyonlardan çok renkler ve pigmentler konusuna yoğunlaştı. Bitkilerde yaprakların kloroplast organelinde mevcut olan klorofil pigmentlerinin güneş ışığını soğurduğunu ve sonra ışık enerjisini kimyasal enerjiye dönüştürerek bitkiye besin elde edilmesini sağlayan fotosentez tepkimelerini başlattığını okumuştu. Gözlerinde yoğunlaşan yeşil tonun güneş ışığını hapsedip başka bir enerji formuna dönüştürebilen özel bir modifikasyona sebep olabileceğini anlayınca sıcak yerlerde bulunmaması gerektiğine kanaat getirmişti.


Ağrı Dağı’nın soğuğu bedenine rahatlık ve zirvedeki muhteşem gece manzarası ise huzur sunmuştu ona bir süreliğine de olsa. Ama kaderinden kaçamamıştı. Güneşin ona bahşettiği gücü açığa çıkarmaktan başka çaresi kalmamıştı. En sonunda belki de en baştan beri bulunması gereken yere gelmişti. Burada öfkesine bir çözüm bulabileceğine inanıyordu.

General’in beklenmedik hoş geldiniz konuşmasından sonra bir sessizlik çökmüştü odanın içerisine. Kimse birbirini tanımıyordu, bu nedenle bir fikir söylemeyi doğru bulmuyorlardı. Starfell istisnaydı, onun bu konuda objektif olduğunu düşündüğü bir fikri vardı ve bunu söylemeden duramayacaktı.

Starfell: “Bu konuda düşünmek bile yersiz, Evren’in işimize yarayacak hiçbir yeteneği yok!” diye sözü eline aldı.

General’in gözleri, Starfell’in Evren’den bahsetmesi üzerine endişeyle açılmıştı. Birden unuttuğu bir sorumluluk aklına gelmiş gibiydi.
“Evren’i sen nereden biliyorsun?” diye sordu General, askere. Sesinde hiç olmadığı kadar sert bir tutum vardı ve Starfell’in bu konuda üzerine gelmekten çekinmiyordu. Onun özel gücünden daha çok endişelendiği bir şeyler vardı.

“Odalarımızdan ilk çıktığımızda karşılaşmıştık. Bana kendisinin hiç özel bir yeteneği olmadığından, niye burada olduğunu bir türlü anlayamadığından bahsetmişti.”

“Peki, daha sonra nereye gitti?” diye sordu General. Neredeyse Starfell’e Evren’in gitmesine izin verdiği için azarlayacak bir hali vardı.

“Tuvalete gitti” diye başka birinin sesi duyuldu. Ellerinin ıslaklığı gerçekten de tuvaletten geldiğini kanıtlıyordu. Üzerinde siyah bir tişört vardı. Metal türde müzik yapan amatör bir grubun dört üyesinin fotoğrafı tişörte basılıydı. Hepsi çatılmış gözleriyle bakmaktaydı. Fotoğrafın üstünde “Tek ihtiyacınız olan şey…” yazısı ve yazının devamında da orta parmağını çıkartmış bir el resmi vardı. Cümlenin anlatmak istediği şey yeterince barizdi. Uzun, atkuyruğu saçı ve tek kulağında küpesiyle asi bir gençliğin temsiliydi.

General, Evren’in gelmesiyle rahatlamıştı. Evren de başka bir şey demeden boş sandalyelerden birini alıp odanın arka köşelerinden birine yerde sürterek götürdü ve yaptığı rahatsızlıktan tatmin olmasıyla beraber sandalyesine oturdu. Starfell, General’e sabır dilemişti. Burada disiplinin anlamını bilmeyen bir dolu insan vardı ve anlaşılan bazıları bu disiplinin bir parçası olmak bile istemiyordu.
General pek çıkan sesten rahatsız olmamış gibiydi ya da bunu belli etmemeyi tercih etmişti. Hemen deminki konuya geri döndü: “Birazdan kalan son kişiler de iştirak edeceklerdir toplantımıza. O esnada sizler de görüşlerinizi dile getirebilirsiniz. Çünkü aranızdan bir kişinin bugün buradan ayrılması gerekiyor.”

Efla öksürerek konuşmak istediğini belli etti. Sonra: “Bence Evren sandığımızdan daha önemli, yakın zamanda bunu anlayacağız. Bu yüzden ben öncelikle General’den neden bir anda böyle bir emir geldiğini öğrenmek istiyorum,” dedi.

Evren kendisi hakkında konuşulanlar karşısında suskunluğunu koruyordu. Daha yeni geldiğinden konuya diğerleri kadar pek vakıf değildi, General’in son dediklerinden yola çıkarak ama mantıklı bir tahminde bulunmak yüksek olasılıktaydı.

“Bize temin edilen tesisin on iki kişinin ihtiyaçlarını gideremeyecek olduğunu anlamışlar, bu yüzden sizden birisi elenirse tesis daha rahat kullanılabilirmiş,” diye açıkladı General Serhat.

“Ne saçmalık!” diye inledi birden Kara Altın.

“Bu konuda Kara Altın’a katılıyorum. Birden böyle bir bahaneyle birimizi elemeye kalkışmak çok mantıksız geliyor,” diye fikrini belirtti Leydi Kuzgun. Starfell, ona dikkatli gözlerle bakıyordu. Öfkelendiği zaman diliminde ilk karşılaşmalarının olmasını istemezdi kendisiyle, ona kendisi hakkında yanlış bir izlenim uyandırdığını düşünüyordu. Umuyordu ki bir dahaki konuşmalarında Leydi Kuzgun’la daha medeni bir şekilde sohbet edebilme fırsatı bulabilecekti. Ona kendisini daha düzgün bir şekilde tanıtmak istiyordu, neden bu durumu bu kadar kafasında sorun haline getirmişti ki bunu da anlayamamıştı.

“Daha başka bir bahane var mı, General?” diye sordu birden Bay Fend. Starfell, Bay Fend’in gücünü yakından görme imkânı bulmuştu. Bu yüzden amacının General’in yalan söylemeden gerçekleri anlatmasını istemek olduğunu anlamıştı.


“Hayır, gerçekten sizi temin ederim. Başka bir bahane varsa da ben bilmiyorum. Bana söylenen bunlardı,” diye yanıt verdi General.

“O zaman bana da sizin kararınıza uymak kalıyor. Zaten buraya da hoplaya zıplaya gelmediğimi biliyorsunuz, General,” dedi Evren ve odadan çıkmak için ayağa kalktı.

“Lütfen, Evren. Gitmemelisin. Büyük bir tehlike içinde olabilirsin,” dedi birden Efla.

“Ne demek şimdi bu?” diye sordu Starfell. Efla’nın Evren’in durumuyla herkesten çok ilgilenmesini garip bulmuştu. Hele deminki olayda kenarda sessizce durmayı tercih etmişken şimdi Evren’in gitmesine engel olmasına anlam veremiyordu.

“Ben sadece insanların başlarına gelebilecek durumlarla ilgili zihnimde olasılık hesapları yapabiliyorum ve Evren’ın burada daha güvenli olduğunu tahmin ediyorum. Genelde tahminlerim hep doğru çıkar.”

“Gerçekten mi? Unutturma da yarına seninle bir loto oynayalım,” dedi hevesle Kara Altın. Starfell, Kara Altın’a iyice ısınmıştı ve aralarında her an espri yapmaya hazır birinin olmasından dolayı mutlu olmuştu.

“Sakın bana böyle bir gücüm var ve aklıma bu gücümü kullanayım da zengin olayım diye bir düşünce gelmedi deme,” diye espriyi devam ettirdi Starfell. General’in sürekli ikisinin Efla’ya takılmalarından ötürü içten içte kızdığını tahmin edebiliyordu. Ama yine de Kara Altın espri yaptı mı o da katılmadan duramıyordu. Deminki öfkeli halini birebir görebilmiş olsaydı o da bu esprileri duymayı tercih ederdi muhakkak.

“Güçlerimizi ne olursa olsun başkalarından üstün olmak için kullanmamalıyız,” dedi Bay Fend’in yanında oturan ve yaşlı gözlerle tartışmayı izleyen adam.

“Bizim mahallede oturan oyuncakçı amcaya benziyor aynı. Aklımdaydı da söyleyeyim dedim arada. Neyse sen devam et,” diye yorumda bulunmadan duramadı Kara Altın.

“Sadece fikrimi belirtmiştim. Daha başka bir şey eklemeye gerek duymuyorum,” dedi yaşlı adam.


General Serhat, yaşlı adama baktı. Starfell, General’in yaşlı adama tavırlarında dikkatli olmaya çalıştığını görebiliyordu. Bunu pek de hürmetten yaptığını düşünmüyordu. Yaşlı adamın özel yeteneği neyse bununla ilgisi olması daha akla yatkındı.

“Rüyacı’ydı değil mi?”

“Evet, hatırlaman beni şaşırttı açıkçası. Unutmuş olabileceğini düşünüyordum,” dedi alaycı bir tavırla Rüyacı.

“Talihsiz bir olaydı. Özür dilerim yine. Ama artık o olayı unutsanız diyorum siz de,” dedi General ses tonunu nazik tutmaya çalışarak.

“Unutmak mı? Bir sürü şey yaşadım, kimisi gerçek kimisi de gerçek olması gereken anılardı. Sizin bana yaşatmış olduğunuz anıya gelirsek, onu benden unutmamı beklemeyin.”

DEVAM EDECEK…

Gelecek bölümde: Rüyacı ile General arasında neler yaşandı?

Kategoriler: son insan

1 yorum

Son İnsan 1.9 – GÜRHAN ÖZTÜRK · Ekim 28, 2017 9:33 pm tarihinde

[…] Gelecek bölümde: Starfell yeni emri sorguluyor.  […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir