“GENERAL SERHAT SEÇKİN”

Eğitim binası aslında kocaman bir yapıydı. Duvarları beyazdı, iki katlıydı ve üst katında güzel bir terası da vardı. Kedi Oğlan yapı karşısında biraz hayal kırıklığına uğramıştı. Proje yapılırken anlaşılan inşaat kısmında bayağı maliyeden kısmışlardı. Genç adam binanın içerisine girmek üzereyken de bu proje için özel olarak yapılmış olan kocaman bir jet eğitim alanının arkasına yapılmış gizli bir piste iniş yapmak üzereydi. İniş yaparken bile ses çıkartmaması için jete özel bir motor dizayn edilmişti. Kedi Oğlan, jeti görmüş olsaydı neden bina yapımında fazla para harcanmamış olduğunu daha iyi idrak edebilirdi. Jetin içinden General indi, gerindikten sonra jetin içerisine döndü ve koltukta uyumakta olan kişilere baktı. Jetin içerisindeki ışıklar sönmüş olduğundan kişileri görmek imkânsızdı. Ama General, içeridekilerin ilaçla uyutulduğunu ve jete bindikleri anı bile hatırlamayacaklarını biliyordu. Eğitim binasına doğru ilerlerken askerler de gelen kişileri uyanmadan odalarına götürmek için piste geliyorlardı. Bir onbaşı ise kapının girişinde General’i karşıladı ve ona son gelişmeleri bildirdi.

“Anlaşılan kahvaltı bile yapamadan göreve başlıyoruz” diye yorumda bulundu General. Onbaşının ona getirdiği dosyayı teslim aldıktan sonra binaya giriş yaptı. Kapı elektronik sistemlerle donatılmıştı, giren kişinin kim olduğunu hemen kapının sistemine bağlı bir ekrana yansıtıyordu. Üzerinde taşıdığı nesnelere kadar her türlü bilgi hemen ekranda kişinin fotoğrafının yan tarafında yer alıyordu. General’in yanında silah yoktu. Taşıdığı dosya, mendili ve naneli şekeri sistem tarafından General’in üstünde taşıdığı nesneler olarak ekrana aktarılmıştı.

Eğitim binası açık okyanusta ABD’den özel olarak kiralanan küçük bir adada inşa edilmişti. Yeri gizli tutulmaya çalışılmıştı, bu maksatla ABD ile bir anlaşma imzalanmıştı. Beş yıllık bir çalışmanın ardından binanın inşası tamamlanmıştı. Bu projede yer alan mimar eğitim için gerekli koşullara uygun bir şekilde binanın tasarımını yapmıştı.

Adada eğitim binası ve binanın arka tarafında yer alan ufak bir pist dışında bir yapı bulunmamaktaydı. Ulaşım ise sadece son teknolojik gelişmelerle donatılmış bir prototip olan özel bir jetle sağlanmaktaydı. Kısa süreli görünmezlik özelliği sağlayabilen kalkanı ve en önemlisi sessiz bir şekilde hareket edebilmesi onu projenin en değerli teknik donanımı yapmaktaydı. Aynı zamanda otomatik pilot ile kendi başına hareket edebilmekte ve on beş kadar kişiyi taşıyabilmekteydi.

Eğitim binasının giriş katında hem sosyal hem de yemek gibi hayati ihtiyaçları karşılayabilecekleri salonlar yer almaktaydı. Hem mutfak hem de yemek odası ayrı salonlarda ve büyük masalarla rahat edebilecekleri bir şekilde hazırlanmıştı. Toplantı salonu da bu katta yer almaktaydı ve toplantı salonunun yanına arzu edenler için içki içebilecekleri bir mini bar da bulunmaktaydı. Toplantı salonunun tam karşısında yer alan ortak alan da rahat edebilecekleri bir şekilde dekore edilmişti. Eğitim sürecinin dışında da spor yapmak isteyenler için spor salonuna yer verilmişti. Spor aletleri, duş alabilecekleri bir bölüm ve yüzme havuzu da ilave edilmişti. Bir üst kata çıkış merdivenlerle ve asansörle yapılabiliyordu. Asansörler ortada yer alan uzun koridorun iki ayrı ucuna konmuştu. Koridor binanın bir tarafında yer alan yemekhane, mutfak ve spor salonu ile toplantı salonu, mini bar ve ortak salonu birbirinden ayırmaktaydı.

Üst katta herkesin kendine ait özel odası bulunmaktaydı. Fazladan yatak odaları da mevcuttu. General’in hem yatak odası hem de çalışma ofisi de bu katta bulunuyordu. Vakit geçirmek için bir adet kütüphane ve bilardo gibi eğlenceli etkinliklerin yer aldığı oyun odası da bu kata konulmuştu. Geniş bir arka balkon da bu katta yer almaktaydı.

Giriş katın altında yer alan özel alana sadece asansörle inilebiliyordu. Bu katta cephane, özel durumlar için hapishane, sorgu odaları, kamera odası ve sığınaklar yer almaktaydı. Buraya giriş izni sadece General’e verilmişti. Acil bir durum olduğunda General’in başka birisine geçebilmesi için geçici izin verebilme yetkisi mevcuttu.

Eğitim genel olarak arka bahçede yapılacak şekilde ayarlanmıştı. Burada dinlenebilecekleri hoş bir bahçe, oturma yerleri ve süs havuzu da bulunmaktaydı. Bu bahçenin arka tarafındaki boş alan da eğitim için ayrılmıştı.

Projenin başlamasına son bir ay kala her türlü teknik donanımın son kontrolleri de tamamlanmıştı, bir önceki gün teknik elemanlar buradan gönderilmişlerdi. Askerlerin, özellikle yüksek konumdaki komutanların neredeyse tamamı da General buraya gelmeden önce adadan ayrılmışlardı. Jetin taşımış olduğu misafirleri odalarına yerleştirmeleri için ufak bir birlik geride bırakılmıştı. Onlar da görevlerini yaptıktan sonra General’i burada eğiteceği kişilerle başbaşa bırakacaklardı. Bu büyük bir riskti, ama ne olursa olsun General’e bu konuda güveniyorlardı çünkü oluşturulan ekibin kim oldukları güvenlik nedeniyle çok az kişi tarafından bilinmeliydi. O şanslı kişiler de bugün burada bulunan erler ve erbaşları olmuştu, ama eğitimin gerçekleşeceği süre zarfında güvenlik ihlali olmaması için burada görev almış erlerin gördüklerini anlatamayacakları bir yerlere gönderilmesi söz konusuydu.

General Serhat sert adımlarla ilerlemesini sürdürdü. Elindeki dosyayı inceliyordu ilerlerken. Dosya tutmayan sağ eliyle ensesini kaşırken düşünceli bir ifade suratına yerleşmişti. Bu koridorlardan sadece bir defa geçmişti, o da bir sene kadar öncesiydi ve gene buraya geri dönmüştü. Uzun bir zaman diliminde burada olmak durumundaydı.

Normalden daha yaşlı göründüğünün farkındaydı. Eşinin kaybını bir türlü atlatamamıştı. Ordu artık hayatının kendisi olmuştu, başka türlü yaşayabileceğini sanmıyordu zaten. Kır düşmüş saçlarına aldanmamak gerekiyordu, oldukça sağlıklı ve atletik bir vücudu vardı. Ama olması gerektiğinden fazla kırışmış olan yüzü gerçeği yansıtmıyordu, gerçi bu durum ona yarar sağlıyordu. Düşmanları onu hafife almış oluyordu bu sayede.

Adımlarını daha da ileriye götürmeden önce durakladı. Buralarda bir tane ayna olduğunu hatırlıyordu. Hastaneyi andıran bu koridorlar birbirinin aynısıydı. Karşısına çıkan ayna hatırladığı olmayabilirdi, ama iş görürdü. Gözler uykusuzluğu belli ediyordu. Ama üniforması karşı tarafa gerekli ciddiyeti verebilecek güçteydi, bedeni bunu başaramazsa bile. Kendisine konumunu hatırlattı içinden, bu işi başarması gerekiyordu. Tuğgeneral olarak bu rütbede apoletine çapraz kılıçlardan oluşan askeri bir simgenin üstüne bir yıldız eklenmişti. Bir senedir bu rütbedeydi. Bu rütbedeki görev süresi genellikle 4 yıldı. 4 yılın sonunda Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) tarafından görev süresi uzatılabilir, emekliye ayrılabilir veya tümgeneral rütbesine terfi ettirilebilecekti. Tüm bu olasılıklar ona verilmiş görevin başarıya ulaşmasına bağlı olarak değişebilirdi.

Hükümet böylesine önemli bir gücü elinde bulundurmak istediğinde görevin başına kimi geçireceklerini aylarca hararetli bir şekilde tartışmıştı. Tüm medya her anı takip ediyor ve halk, olacakları merakla bekliyordu. Çünkü olacaklar sadece kendi ülkelerini değil, dünyanın tamamını ilgilendiriyordu. General Serhat görevin kendisine verileceğini hiç tahmin etmemişti ama kendisi seçildiğinde ise sevinçle görevi kabul etmişti. Hayatları boyunca – en azından bir kısmı – askeri eğitimden nasibini almamış bir dolu kişiye askeri disiplini aşılamak başta zorlayıcı gelse de sonunda kazanan tarafın kendisi olacağına emindi.

Bekleme odasına geçtiğinde projektörle duvara yansıtılmış fotoğraflara gözü takıldı. Fotoğrafta esmer, saçları berbere gitmediğinden uzadığı yetmezmiş gibi bir de yıkamadığından yağlı haliyle alnından aşağıya dolu birkaç tutam saç sarkarken poz vermiş bir genç vardı. Gencin gözlerine baktığında kahverengi, sıradan bir ergene ait diye yorum yapıp sıradaki fotoğrafa geçerdi General normalde. Zaten gözlük kullanan hippi kılıklı genç nesilden pek fazla hoşlanmazdı da. Kendisine koymuş olduğu isim itibariyle kedileri sevdiği anlaşılan bu gencin dosyasını çok önceden incelemişti General Serhat ve karşılarında sıradan, hippi kılıklı bir gencin olmadığına emindi bu yüzden.

“Kendine Kedi Oğlan diyorsun, seninle nasıl uğraşacağıma şu anda emin değilim. Ama buraya gönüllü olarak geldiğine göre beni çok fazla uğraştırmayacaksındır,” diye yorumda bulunda General ve projektörü kapattı. Buraya getirilen insanların çoğunu bizzat General kendisi bulmuştu ve projeye katılmaları konusunda onları ikna etmişti. Bir tek bu gizemli genç kendi isteğiyle gelmişti. Burası yerinin yeterince gizli olduğuna inanılan bir adaya kurulmuş bir üs idi ve jet ile buraya iniş yaptığının onuncu dakikasında askerlerden biri ona uzun zamandır aradıkları kişinin adada ortaya çıktığını haber verdiğinde bu beklenmedik güvenlik ihlaline sevinmeleri mi gerektiğine emin olamamıştı. O yüzden genci bekleme odasının arkasında kullanılmayan bir odada tutuyorlardı.

Bekleme odasına göz gezdirdiğinde uzun, kahverengi masanın üstündeki çerçeve dikkatini çekti. Çerçevenin alt kısmında 17 Mart 1976, İstanbul yazıyordu. Çerçevedeki fotoğrafta deminden beri dosyasını incelediği gencin fotoğrafı vardı hem de projektöre yansıtılan fotoğraftaki halinden hiçbir farkının olmadığı. Gencin doğum tarihi veya yaşıyla ilgili bir bilgiye rastlamamıştı, dosyada bu konuyla ilgili sadece bilinmediği bilgisi yazılıydı.

Yaklaşık yirmi, bilemedin yirmi beş yaşında olan bir gencin 1976 yılında şu anki yaşındayken resim çektirebilmiş olması mantıken bir fotoğraf hilesinden veya gencin ailesinden birine çok mu benzemesinden ibaret olduğu düşünülebilirdi, ama General işin daha da karışık olduğunu biliyordu. Yine de görene kadar inanmak istemiyordu.

Koridorda ilerlemesini sürdürdü General ve Kedi Oğlan lakaplı gencin dosyasını incelemeye devam etti.

“Zaman hakkında tüm bildiklerimin ötesinde yer alan biriyle nasıl konuşmam gerekiyor ki…” diye düşünürken gencin tutulduğu odaya vardığını fark etti.

Metal kapının üstünde sadece birkaç kişinin girebilmesine izin veren bir parmak izi okuyucu yer alıyordu. General sol başparmağını parmak izi okuyucunun üstüne yavaşça koydu. Bir süre sonra cihazın üstünde yer alan ufak lamba yeşil bir ışıkla parladı. Ardından kapı yavaşça açılırken General burnuna gelen dayanılmaz pas kokusundan kurtulmak için iki eliyle burnunu kapatma gereği duydu.

Elindeki dosya yere düşmüştü. Ama General onu almak için yere eğilmeye gerek duymamıştı, çünkü ilgisini başka bir şey çekmişti.

Odada tek kişilik bir yatak, masa, iki sandalye, çöp kovası ve masa lambası vardı. Hepsi de çelikten yapılmıştı ve şimdi hepsi de elli yıl sonraki hallerine varmış gibi paslanmışlardı.

“Bu nasıl mümkün olabilir?” diye sordu General.

Odanın sol köşesinde küçük bir tuvalet yer alıyordu. Tuvaletin kullanıldığına dair bir sifon sesi geldikten sonra biri tuvaletten çıktı. General bir süre gencin o sıradan, kahverengi gözlerine baktı ve mantıklı bir yanıt aramak için çabalayıp durdu.

Gencin parmak uçları pastan dolayı boyanmıştı. Sırıtmaya çalışarak: “Sadece duvara değmiştim ve elli yıl geçse de bu odadan çıkamayacağımı hayal ediyordum. Ardından bulunduğum oda elli yıl sonraki haline doğru yol aldı, geri de getiremedim. Ellerim pastan kirlenince tuvalete koşturdum ben de” diye anlattı.

Gerçeği bilmese gençten şüphelenmek imkânsızdı. Kıyafetleri ya da görünüşü hiç bir şey ele vermiyordu. Keten pantolonda kemer taşımadığından sürekli düşecek gibi duruyordu gencin üzerinde. Eskimiş bir penyenin üzerine lacivert renkte hafif bir ceket geçirmişti. Bu kıyafetleri nereden topladığı pek bir gizem değildi.

“Bu zamanda gidişler sadece nesneler üzerinde mi işe yarıyor? Yani insanlar üzerinde hiç bunu denedin mi?” diye soru sorduğunda General aslında yanıtı biliyordu. Yine de mantıksız gelen bu yanıtı bir de gencin ağzından duymak istemişti.

“Kendi üzerimde denemiş olmam sayılır mı?”

Devam Edecek…

Gelecek bölümde: Yirmi sene öncesine, Mısır topraklarına gidiyoruz. 

Kategoriler: son insan

1 yorum

Son İnsan 1.1 – GÜRHAN ÖZTÜRK · Ekim 14, 2017 8:51 am tarihinde

[…] Gelecek bölümde: General, Kedi Oğlan ile tanışıyor…  […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir