“İLK KAVGA”

(28.06.2015, Günümüz)

 

Kuzgun odanın sadeliğinden memnun kalmıştı. Kendisine gelmek için güzel bir duş almayı da ihmal etmedi. Eşyaları zaten kendisiyle beraber getirtilmişti. Elbise dolabını açınca kıyafetlerinin çoğunun yerleştirildiğini gördü. Buraya getirilirken giydiği kıyafeti değiştirmek istedi. İsminin adına yakışacak şekilde siyah bir elbise giymeyi tercih etti. Saçını boy aynası karşısında tararken bu aynanın sadece kendi odasında mı olduğunu merak ederken buldu kendisini. Çünkü General’in ofisinde gördüğü dosyalardan sadece kendisinin bu ekipte kadın olduğunu fark etmişti. Bir kısmını önceden görmüştü, onlar hakkında bilgi sahibiydi. Ama Kedi Oğlan başta olmak üzere bazıları onun için gizemdi ve o mesleği icabı gizemlerden hoşlanmazdı.

Hazırlanması bittikten sonra daha fazla vakit kaybetmeden toplantı odasına gitmeye karar verdi. Binanın krokisini kafasında çizmek vakit alacaktı, ama görsel zekâsı baskın bir karaktere sahipti. Mesleğinde bu yönü çok işe yaramıştı. Piramidin içerisine bir kez girmesi yeterdi, bir daha kaybolması düşünülemezdi bile.

Odasından çıktığı anda birisiyle çarpışacağı aklının ucuna bile gelmezdi. Dejavu hissiyle dolmuştu tüm benliği. Kendisini yirmi sene kadar önceki genç ve idealist haline geri dönmüş gibi hissetmişti. Sanki zaman hiç geçmemişti. Çöl sıcağında kumların arasında belirmesiyle yeni keşfedilmiş bir piramidin yakınlarında arazi çalışması yapan genç arkeologdu hala. Ondan sonra yaşadıkları ve özel insanlar hakkında duydukları tamamen hayal ürünüydü.

Kuzgun, Kedi Oğlan’a merakla bakıyordu. Yirmi sene geçmiş, ama hala aynıydı. Bunu fizik kurallarıyla açıklamak mümkün değildi. Zaman hakkındaki tüm bilgilerini sorgulatıyordu bu yaşadıkları ona. General’in neden etkilendiğini daha iyi anlıyordu. Gencin odasının dibinde onun çıkmasını beklediğini tahmin etti. Çarpışmaları tesadüf değildi.

Sormak istediği yığınla soru vardı. Burada olduğunu nereden biliyordu, neden sürekli karşısına çıkıyordu, ondan ne istiyordu gibi bir sürü soru geliyordu aklına. Ama niyeyse ilk olarak aklına son anda gelen başka bir şeyi sordu: “O kolyeye neden dokunmak istemiştin?”

    “Bunu asla anlayamazsın,” diye yanıt verdi Kedi Oğlan. Çekingen yaklaşıyordu. Yanıtları kısaydı, ama aslında içini dökmek isteyen bir ifade vardı yüzünde. Gerçekte karakterinin bu kadar çekingen olmadığını, insanlara kendisini bu şekilde gösterdiğini düşündü.

“Sen göründüğünden daha yaşlısın, yeteneğini kullanarak kendini hep genç olduğun yaşına döndürüyorsun,” dedi arkasından Kedi Oğlan’a yaklaşan bir genç. Kuzgun, o yemyeşil gözlerden genci tanımıştı. Sakin bir karaktere sahip olduğunu hatırlıyordu. Ses tonunu kısık tutarak konuşuyordu.

“Sen de kimsin? Zihin okuyucusu filan mı?” diye sordu alay eder gibi bakarak Kedi Oğlan. Bu karakterindeki alaycı yana ilk defa yakinen tanık oluyordu Kuzgun. Göründüğü kadar çekingen biri olmadığı yönündeki tahminlerinde de haklı olduğunu gösteriyordu bu tavrı.

“Hayır, sadece yeteneği olan insanları hissedebiliyorum. Farkında olmadan yapabildiğim bir yetenek. Bu arada adım Ozan yani buradaki adım,” diye yanıt verdi genç. Kedi Oğlan pek gençle ilgilenmemişti. Kuzgun onun yerine gencin uzattığı ele karşılık verdi ve tokalaştı. Kedi Oğlan’ın o anda bakıcılığını üstlenen birine dönüştüğünü fark etmişti ve bu durumdan hoşlandığı söylenilemezdi.

“Görüşmeyeli nasılsın?” diye sordu Kuzgun, genç arkadaşına. Önceden tanışmış olduğu kişilerden biriydi, hatta beraber bir kaç ay çalışmışlardı. General ile birlikte oradan oraya yolculuk etmişlerdi. Ozan’ın o sessiz karakterinin altında yaşından çok olgun birisi olduğunu biliyordu. Kedi Oğlan’ın alaycı yaklaşımına takılmadığına emindi. Yine de bu genç yaşında nasıl bu kadar sakin kalabilmeyi başardığına hayret ediyordu.

“Ben iyiyim, ne de olsa ben evime gelmiş gibi hissediyorum” diye yanıt vermişti sorusuna Ozan. Kuzgun gülümseyerek karşılık verdi. Gençte yaşadıklarına karşı bir isyan durumu da yoktu. Yine de onun durumunda olmak istemezdi. Ona dikkatlice baktığında hiç bir şeyi dert etmeyen birisini görüyordu.

Kedi Oğlan ikisinin konuştuklarıyla ilgilenmemiş ve önden gitmişti. Onlar da onun peşinden gittiler. Üçü birlikte toplantı odasına doğru yürürken sessiz olmayı tercih etmişlerdi. Aslında birbirlerini tanımaları için doğru bir andı ama kimse sohbet havasında değildi gibi. Kedi Oğlan, herkes bir araya gelmeden önce Kuzgun ile konuşmak için özellikle odasının önünde beklemiş olmalıydı, ama Ozan konuşmanın devamına engel olmuştu. Onlardan önce birileri toplantı odasına gitmişlerdi anlaşılan, çünkü birilerinin sesi geliyordu. General’in sesi gelenler arasında değildi, Kuzgun buna şaşırmıştı. Özellikle bir ses çok ön plandaydı ve oldukça öfkeli bir tondaydı.

    “Bu disiplinsiz mekânda bizi koyun sürüsü gibi oradan oraya götürmelerine izin mi vereceğiz?” diye sesi duyuluyordu. Odada olan diğerleri kimse öfkeli kişiden uzak durmayı tercih etmiş olmalılardı, çünkü kimse onun dediklerine karşılık vermiyordu.

Kuzgun kapıyı açtığında bağırmakta olan kişiyi gördü ilk başta. Uzun boyluydu, düzenli spor yaptığı anlaşılan kaslı bir vücudu vardı, asker olduğunu belli eden bir saç kesimine sahipti ve kıyafet olarak da askerlerin giydiği kamuflaj pantolonu ile gri tonlarda bir atlet giymeyi uygun görmüştü. Anlaşılan askerlik onun için sadece vatani bir görev olarak kalmamış, hayatının merkezinde yer edinmişti.

“Ne oluyor burada?” diye herkesin üstüne alınmasını umduğu bir soruyla giriş yaptı Kuzgun. General’in gelmemiş olması onun için şaşırtıcıydı, çünkü General her zaman disiplinli olmaya özen gösterirdi. Bu yüzden öfkeli şahsiyetin disiplinsiz bir ortam olduğu yönündeki eleştirilerini haksız buluyordu.

İçeride ondan başka üç kişi daha vardı. Birisi şık giyimli, bastonuyla sessizce sandalyesinde oturmayı tercih etmiş bir beyefendiydi, diğeri de onunla taban tabana zıt bir görünüşe sahip, kapkara sakalları olan biriydi. General’in dosyalarında isimlerini sırasıyla Bay Fend ve Kara Altın olarak görmüştü. Üçüncü kişi dosyasını okuma fırsatının olamadıkları arasında yer alıyordu. Daha önce de karşılaşmadıklarındandı. Bay Fend gibi giyimine özen göstermişti, ama üzerine ceket geçirmemiş, sade bir gömlek giymeyi tercih etmişti. Hafif bir gözlük kullanmaktaydı, her an yüzünden düşecek gibi bir hali vardı gözlüğün. Keçi sakalının da kattığı havayla Kuzgun, adamın doktor ya da bir akademisyen olabileceğini tahmin etmişti. Adam, Bay Fend’in sol tarafına geçmişti. Ama oturduğu sandalye, masadaki diğer sandalyelerden daha farklı görünüyordu. Siyah deriden yapılmaydı. Buradaki sandalyelerin geri kalanı paslanmaz çeliktendi ve üzerlerinde herhangi bir kaplama yoktu. Kuzgun, General için hazırlanmış sandalyeye adamın yanlışlıkla ya da bilerek oturduğunu düşünmüştü.

Onlardan istediği yanıtını kısa sürece alamayacağını anlayan Kuzgun, öfkeli askeri: “Hey, biraz sakinleşmeye ne dersin?” diye uyardı. Aslında bu söylediğinin olayları istemediği bir yöne doğru sürükleyebileceğinin farkındaydı, ama General gelene kadar elinden geleni yapması gerekiyordu. Bu yüzden de riske girmekte bir sakınca görmemişti.

“Buranın başındaki kişi sen olmadığına göre bana emir vermeye yetkin yok,” diye karşı çıktı bu sefer adam. Neyse ki bu tavrı beklediği bir şeydi, o yüzden şaşırtmamıştı. Sakinliğini korumak için derin bir nefes aldı ve odasından çıkmadan önce sıktığı parfüm kokusu burnuna geldi. Rahatlatıcı bir kokuydu onun için, gül kokusuna bayılırdı. Leydi Kuzgun’a huzur getiren nadir şeylerden bir tanesiydi.

“Önce bir adından başlasan, sana ne diye hitap etmemiz gerekiyor?” diye sordu Kuzgun. Dosyaların tamamına bakamamıştı ve karşısındaki kişi onun için yeni birisiydi. Daha önceden karşılaşmamışlardı. Kişi hakkında bilgisi olmadığından dolayı önyargıyla yaklaşmamaya çalışıyor, elinden geldiğince sakin bir tonda konuşmak için çaba sarf ediyordu.

            “Starfell! Güneş enerjisi oluşturmaya yetecek kadar gücüm var. Onun için ayağını denk al benimle konuşurken.”

“Hey, bir sakinleşmeyi deneyemez misin?” diye Starfell’e yaklaştı Ozan. Belli ki askerin anlattıklarından hiç etkilenmemişti. Kuzgun, askerin gücü konusunda abartılı ifadeler kullanıyor olsa da tehlikeli bir güce sahip olduğu konusunda dürüst olduğunu düşünüyordu.

Bastonuyla sandalyesinde oturmasını sürdüren Bay Fend’de bir kıpırdanma olmuştu. Ağzını açıp bir şeyler söylemek istiyor gibiydi, ama son anda sessiz kalmayı tercih etmişti. Belki de karışmak istememişti ya da gölgede kalmak daha çok işine geliyordu. Yanında oturan kişi de Bay Fend’e dikkatlice bakıyordu. Ondan sanki ilk hamleyi bekliyor gibiydi. Ama ikisi de gözlemci tarafta kalmakta karar kılmışlardı.

Starfell herkesin üzerine gelmeye başlamasından ötürü sakinleşmekte daha çok sıkıntı yaşıyordu.  Odanın içerisinde artık daha çok kişi vardı ve birazdan başkaları da gelecekti. Öfke kontrolü konusunda terapi alması gerektiği hususunda başta Kuzgun olmak üzere herkes hemfikirdi. En sonunda öfkesine yenik düşerek Ozan’ın sağ bileğini yakaladı. Yüzünden aslında bahsettiği özel gücünü kullanmak istemediği anlaşılıyordu: “Sizi uyarıyorum. Yapabileceğimin sınırları yoktur. Tahmin bile edemezsiniz.”

Ozan kolunun sıkıca tutulmasından hiç rahatsız olmamış gibiydi. Kuzgun genci geri çekmek için yaklaşmıştı, ama Ozan eliyle durdurdu ve askere döndü. Sesindeki ton demin Kedi Oğlan ile konuştuğu zamankinden daha net ve kendinden emindi.

            “Senden korkmuyorum, öfkenin geçmesinin tek yolu buysa gücünü sergilemekten sen de korkmamalısın. Bu sensin çünkü seni sen yapan şey bu öfken olmuş.”

Ozan sadece Starfell’e değil kendisi dâhil odadaki herkese bu sözleri söylemişti. Herkesin içinde belli düzeyde de olsa bir öfke bulunmaktaydı. Starfell ise anlaşılan gücünü açığa çıkartmak için bu öfkesinden faydalanıyordu. Starfell sakinleşemeyeceğini kabul etmişti ve Ozan’ın yaptığı fedakârlığa karşılık vermekten başka çaresi kalmamıştı.

Tüm gücüyle odaklandı ve öfkesinin bedeninin kontrolünü almasına müsaade etti. Ozan’ı sıkıca tuttuğu kolunda parlaklık artmıştı. Bir süre sonra kızıl bir ışık daha belirgin bir hale gelmişti ve adeta etrafa saçılıyordu Starfell’in kolundan.  Oda adeta bir fırına dönmüştü, ama tüm bu ısı enerjisini tek bir noktaya kanalize ettiğinden diğerleri bu ısıdan çok fazla etkilenmemişlerdi. Beklenildiğinin aksine Ozan’ın bileğine hiçbir şey olmadı. Starfell durum karşısında şaşkındı: “Senin bileğinin kül olması gerekiyordu çoktan.”

Kuzgun da Ozan’ın korkunç bir şekilde öleceğinden korktuğu halde Ozan’ın talimatlarına uymak zorunda kalmıştı. Bu şekilde sonuçlanacağını o da beklemiyordu. Ozan’ın sakin karakterinin altındaki nedeni en sonunda anlamaya başlamıştı. Onun korkusu yoktu. Ona özel insanlar zarar veremezdi. Burada herkesten çok en güvende olan kişi oydu, bu yüzden burasını ev olarak görüyordu ve burada olmaktan memnundu.

Şaşkınlığını üzerinden atamadan, ilk gelenlerden biri olan kara sakallı adam askeri kenara çekerek: “Yeter bu kadar, işgüzarlık! Kafa dinlemek istiyorum,” dedi. Kuzgun bu cesur hamleyi ondan hiç beklemediğini itiraf etmek zorundaydı. İnsanları dış görünüşlerine göre yargılamamak gerektiğine bu yaşadığı olayın iyi bir örnek teşkil ettiğini düşünmüştü o anda.

“Hepimiz sakin olabilir miyiz?” diye sesi duyuldu sandalyesinde sakince oturmakta olan Bay Fend’in. İnsana huzur veren bir sesi vardı. Bir gözüyle bastonuna bakmayı ihmal etmiyordu, sanki ondan cesaret alıyordu. Kendi sesini duymaktan pek haz etmiyormuşçasına konuşmayı sürdürmemeyi tercih etmişti.

Onun konuşmasıyla Starfell zihninde beliren tüm öfke ve karamsar düşüncelerden arındığını hissetti: “Dayı, sen bildiğin yürüyen sakinleştirici gibisin…”

Kuzgun gerçekten de ortamın yumuşadığını hissetmişti. Neden adamın daha önceden konuşmamayı tercih ettiğini merak etti, çünkü sesinin gücüyle Starfell’i çoktan sakinleştirebilirdi. Olaylar bu kadar garip bir hale bürünmemiş olurdu. Bunu bilerek yapmadığını umuyordu, ama başka mantıklı bir sebep gelmiyordu aklına.

Toplantı odasının kapısı bir daha açıldı. Gelen kişi ise ilk baştan beri burada olması gereken General’in ta kendisiydi. Yüzünde anlaşılmaz bir ifade vardı. Herkes susmuştu ve General’in diyeceklerini bekliyordu. Onun ise ilk dediği şey: “Ne oluyor burada?” oldu. Kuzgun içinden bunun herkesin sorduğu ortak bir soru haline geldiğini düşünmekteydi: “Gerçekten ne oluyor burada?” Ama bu düşüncelerini kendine saklamaya karar verdi.

Kimseden ses çıkmayınca “Sorun çözüldü, General. Merak etmeyin,” demek Kuzgun’a düştü. General, Kuzgun’a teşekkür eden bir bakış attı, ama bu çok kısa bir andı. Diğerlerinin bunu fark etmesi çok zordu.

General’in arkasından bir kişi daha odaya giriş yaptı. Gelen kişi ekibin en yaşlı üyesi olmalıydı. Giydiği hacı yeleği ve aksakalıyla Kuzgun’un bile ilgisini çekmişti, adamın elini öpüp harçlık istemesi gerektiğini düşünmüştü bu yaşında bile. Yeni gelen de Leydi Kuzgun için Starfell’de olduğu gibi hakkında herhangi bir bilgisinin olmadığı kişilerdendi.

Kuzgun’un odaya girdiğinde gördüğü üçüncü kişinin de neden bütün hadise boyunca masadan ayrılmadığı anlaşılmıştı. Kuzgun, adamın tekerlekli sandalyesini fark etmediğinden ötürü kendisine kızmıştı içten içe. Adam, herkesin kendisine baktığının farkındaydı, ama o bunun sakatlığından dolayı olmadığını düşünmekten yanaydı. Gelen yaşlı kişi, Bay Fend’in sağ tarafındaki boş sandalyeye yerleşmişti. Ama yaşlı adamdan ziyade tekerlekli sandalyeli adamın varlığı daha çok ilgi çekmiş görünüyordu.

Kara Altın: “Grubun Profesör X’ini bulduk galiba,” dedi kendini tutamayıp.

“Bence John Locke olacaktı o,” diye yorumda bulundu Starfell. Anlaşılan öfke krizi tamamen geçmişti. Kara Altın ile birbirlerine baktılar. Burada onlardan başka kimse onların popüler kültür göndermelerini anlayacak kapasitede değil gibi görünüyordu.

“Kendisine Efla demen daha doğru olur, asker. Hiç biriniz burada gerçek ismini kullanamıyor olsa da biliniz ki kendisi alanında uzman bir doktordur. Burada bulunduğu için ileride kendisine teşekkür edeceğine de eminim,” diye uyardı General. Birbirlerine karşı bu tarz espriler yapılmasına müsaade etmeyecekti. Kuzgun, bu tavrından dolayı içten içe takdir etti liderlerini. Starfell’in de bu duruma bozulmadığını, aksine birden General’in gelmesiyle ortamın disiplinli bir atmosfere kavuşmuş olmasından ötürü rahatladığını görebiliyordu. Gerçekten de onu öfkelendiren şeyin ilk geldiğinde ortamda gördüğü disiplinsizlik olmasından ileri geldiğini daha iyi anlamıştı.

Efla da General’in korumacı tavrına teşekkür eden bir gülümsemeyle karşılık verdi. Yine de kırıcı konuşmalardan ziyade hafif esprileri tercih ettiğinden General kadar bu durumu büyütmemişti. Bunu belirtme ihtiyacı duymuştu: “Buna gerek yoktu, General. Arkadaşlar siz yokken meydana gelmiş gerginliği biraz olsun yatıştırmak istediler. Bu arada akademik unvanım doktordur, ama bir hekim olmadığımı dile getirmek isterim ki yanlış anlaşılma olmasın. Aslen bir psikoloğum.”

“Yine de bu bir doktor buldum mu, böbreklerimdeki ağrıdan dert yanmayacağım anlamına gelmiyor,” diye takıldı Kara Altın. Ama esprisi umduğu etkiyi yapmamıştı.

General zaten son denilenleri pek duymamış gibiydi ve garip bir bakış atmaktaydı herkese. Gözleri özellikle yaşlı adamla kesişince yüzünde bir an için sıkıntılı bir surat ifadesi oluştu. Leydi Kuzgun, ikisinin arasında önceden bir gerilim yaşanmış olduğunu fark etmişti. Bir yandan da üniformasının düğmeleriyle oynuyordu. Üniformasını yakın zamanda değiştirmiş gibiydi. Söyleyeceklerini zihninde iyice tartıyor gibi bir görüntüsü vardı. Bu yüzden bir süre bekledi, ardından da nefes bile almadan açıklamasını yaptı:

“Herkes yavaşça toplandığına göre öncelikle aldığım yeni emirlerden sizlere bahsetmem gerekiyor. İlk olarak bu duruma benim de şaşırdığımı belirtmek isterim. Sanırım birimize veda etmemiz gerekecek. Bu seçimi size bırakıyorum. Kimi geride bırakalım?”

DEVAM EDECEK…

Gelecek bölümde: Bu yeni emir nereden de çıktı?

Kategoriler: son insan

1 yorum

Son İnsan 1.7 – GÜRHAN ÖZTÜRK · Ağustos 27, 2017 12:57 pm tarihinde

[…] GELECEK BÖLÜMDE: Kedi Oğlan’ın amacı ne? […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir