“KADİM DOSTLAR”

(28.06.2015, Günümüz)

Çizer: Ege Kırlıoğlu

General Serhat, Kedi Oğlan diye tabir edilen gençle daha fazla uğraşamadığını anlayınca onu paslanmamış, yeni bir odaya naklini gerçekleştirdikten sonra ofisine geçti. Bina içerisinde ona ofis olarak kullanabileceği bir oda ile konforlu bir yatak odası hazırlanmıştı. Yatak odasını daha görme fırsatı olmamıştı, ama bugünü atlatabilirse samanlıkta bile huzur içinde uyuyacağına emindi.

  “Önce bir tanesiyle özel olarak görüşmek istiyorum. 0002 numarayı uyandırın. Diğerleri daha uyandırılmasın,” diye emir verdi General’i ofisine kadar takip eden askerlerden birine. Asker hala demin gördüklerinin etkisindeydi. General bu yüzden ona kızamazdı. Emrin kendisine verildiğini idrak etmesiyle asker hemen General’in yanından ayrıldı.

Üç er kalmıştı sadece yanında. Her birinin yüzünde heyecan ve endişe karışımı görülebiliyordu. Birazdan diğer askerlerle birlikte bu adadan ayrılacaklardı. General onları şanslı olarak görüyordu. Burasının bir süre sonra bir tımarhaneden farkı kalmayacaktı ve kendisi tek başına burayı idare etmek zorundaydı ne olursa olsun. Onlara gitmelerini söyledi. Çünkü gelecek kişiyle yalnız konuşmak istiyordu.

General’in ofisi oldukça genişti. Kullanmakta zorlanmayacağı bir bilgisayar masasının üzerine yerleştirilmişti. General özellikle kullanımı rahat bir bilgisayar rica etmişti, artık yeni teknolojilere alışmakta sıkıntı yaşıyordu. Gerçi bu durum eskiden de böyleydi, on beş seneye yakın aynı cep telefonuyla idare etmişti ve hiç sıkıntı da yaşamamıştı bu konuda. Standart bir ofis masası ayarlanmıştı, ufak bir çekmecesi bile vardı. General ofisinin sadeliğinden memnun kalmıştı. Beyaz renkte keten iki adet koltuk ve bir de uzun bir kanepe masasının karşısına bir salon düzenini andırırcasına yerleştirilmişti. Bilerek deri yerine keten koltuklar getirilmişti, sıcak iklime sahip yerde klima bile olsa insanı rahatsız edebilirdi. Masasına uyumlu sandalyesine oturduğunda belki de bugün içerisinde uyku vakti gelene kadar son kez oturuyor olduğunu fark etti.

Ofisine özellikle büyük bir akvaryum getirilmesini talep etmişti. Balıklara yem verirken bir süre sorunlardan uzak kalabiliyordu en azından. Ama burada pek fazla huzuru bulamayacağının farkındaydı. Birisi ofisine girdiğinde görevini tamamlayana kadar huzura bir süre kapalı bir hatla bağlanmaya çalışmanın boşuna olduğunu anlamıştı acı bir şekilde.

“Balıkların bakımının daha kolay olduğunu keşfettim. Kaplumbağa, kanarya, tavşan bile beslemeyi denedim. Ama onların bakımıyla uğraşacağım diye daha beter huzurdan uzaklaştığımı fark ettim,” diye anlattı gelen kişiye balıklara yemlerini vermeye devam ederken General. “Senin de bir hayvan dostun vardı değil mi? Kuzgun diye aklımda kalmış.” diye sordu bu sefer, yem torbasını akvaryumun altına yerleştirirken özenle.

Yirmi sene geçmiş olmasına rağmen hala kendine has çekiciliğini üzerinde taşımaya devam ediyordu. O zamanlar ufak bir şaka ile başlayan bir kelime oyunu artık gerçeğin bir parçası olmuştu ve karşısında duran kadın arkeoloğun buradaki adı Leydi Kuzgun olmuştu.

“Buraya evcil hayvan bakımıyla ilgili sorularınıza yanıt vermeye gelmedim değil mi, General?” diye takıldı Kuzgun. Kömür karası saçı hala gençlik zamanlarındaki gibi uzun ve bakımlıydı. Gençliğindeki kılık kıyafet tercihi hala aynen devam ediyordu. Açık kahverengi gömlek seçimi ve aynı rengin koyu tonlarında giymiş olduğu pantolon mesleğini tahmin etmeyi kolaylaştırıyordu.

“Belki yeri ve zamanı değil, ama başınız sağ olsun” dedi Kuzgun, ses tonu samimiydi ve General’e dost birisiyle sohbet etmeyeli uzun zaman geçtiğini hatırlatmıştı.

General diyecek bir söz bulamadı. Başıyla teşekkür etti sadece. Bu konu onun için çok hassastı. Bu yüzden Kuzgun ile konuşabileceği başka bir konuya geçiş yaptı.

“Yirmi yıl önceki karşılaşmamızı düşünüyordum da. Şimdi bu odada, klimanın karşısında serin bir konuşma gerçekleştiriyoruz. Ne kadar da garip bir durum değil mi?”

Gülümsemesi yüzünde asılı kalmıştı. Ama arkeolog dostu biliyordu ki yüzünde oluşmuş olan bu geçici mimiğin anlamı derindi.

            “O zamandan bu yana çok fazla takvim yaprağı biriktirdik. Hiç birimiz aynı değiliz artık.”

General kadim sıfatını hak ettiğine inandığı dostunun sözlerine onay vermeyi çok isterdi. Ama bu sabah gördüklerinden sonra bu kadar basit gelmiyordu hayat ona.

“İşte ben de bu duruma aykırı gelen bir olaya açıklık getirmeye çalışıyordum. Ne demek istediğimi anlamak istiyorsan demin görüştüğüm şu gencin dosyasına bir göz at,” dedi General ve masanın üzerindeki dosyalardan diğerlerine göre daha hafif olanını Kuzgun’a uzattı.

Leydi Kuzgun dosyadan birkaç cümleyi iyice anlamak için sesli okumaya başladı: “Zaman düzleminde mevcut olan nesneleri veya kişileri yer aldıkları doğru parçaları üzerindeki konumlarını değiştirebilme…”

Uzay geometrisi terimleriyle teknik bir anlatıma bulanmış dosyayı okumayı bırakan Kuzgun: “Zamanın daha tek bir düzlemden oluştuğu kanıtlanmadı ki…” diye karşı çıktı, bir zamanlar kuantum fiziği seminerlerine katılmıştı ve bu konuda birkaç sertifikası da vardı.

“Sen dosyayı incelemeye devam et bir,” diye üsteledi General. Asıl fotoğrafları görmesini istiyordu.

“Bu fotoğraflara göre hep yirmi yaşlarında hangi tarihte olursa olsun,” dedi bu sefer Kuzgun dosyanın içinde yer alan fotoğrafları incelerken. Tarihleri de yazıyordu fotoğrafların sağ alt köşesinde. Dünyanın farklı yerlerinde çekilmiş görüntülerdi. 1976, İstanbul; 1982, Beyaz Rusya; 1990, Ukrayna dikkatini çekenler arasındaydı. Belarus’a gidememişti, belki de Avrupa ülkeleri arasında bir tek orasını es geçmişti. Avrupa’da idam cezasını uygulamayı sürdürmesiyle aklının bir köşesinde yer etmiş bu ülkeyi de gezip görmek istiyordu oysaki.

“Dediğine göre Sovyet ülkelerinde takılmış bir müddet” diye eklemede bulundu General. Soğuk Savaş ve Yumuşama dönemlerine bizzat tanık olmuş birisi olarak General, kendisine bula bula Kedi Oğlan ismini uygun görmüş bu genci kıskanmaya başladığını hissetmişti.

  “Bir dakika bu genci tanıyorum ben. Emin değilim ama sanki bu gençle ben yıllar önce karşılaşmıştım,” dedi birden Kuzgun.

“Nerede ve ne zaman?” diye sordu General. Heyecanı yüzünden okunabiliyordu. Bu gizemli genç hakkında ne kadar şey öğrenebilirse o kadar hazır hissedecekti buradaki görevine.

“Yirmi yıl önce, Mısır’da. Sizinle ilk tanıştığımız andan yaklaşık bir iki dakika sonra bu genç yanıma gelmişti ve benimle konuşmuştu,” diye yanıt verdi şaşkınlıktan dolayı başka ne diyeceğini bilemeyen Kuzgun.

“Bunlar aramızda kalmalı. Çünkü diğerlerinin seninle onlar gibi ilk defa karşılaştığımı bilmeleri sanırım daha iyi olacaktır,” diyerek konuyu değiştirdi General. Kedi Oğlan hakkında kafasında mantıklı bir zemin oturtmaya çalıştıkça daha beter zihnini toparlamakta zorlanıyordu. Bu yüzden en iyisi bu gizemi başka zamana bırakmaktı.

“Benim de bu grupta yer almamı siz teklif ettiniz değil mi? Diğerleriyle uğraşırken en azından rahat davranabileceğiniz birinin olmasını istediniz.”

            “Görevi başarabileceğime bile emin değilim. Buradaki dosyalarda sıra dışı yeteneği olduğuna inanılan on iki tane kişi var ve benim onlardan askeri düzende eğitim görmüş ufak çaplı bir ordu hazırlamam bekleniyor.”

Leydi Kuzgun da on iki kişinin arasında yer alıyordu. Onu özel insan yapan yeteneği her türlü lisanı akıcı bir şekilde konuşabilmesiydi. Bu yeteneği de ilk kez mesleğinin belki de garip bir getirisi olarak asırlardır kullanılmayan bir dilin en eski lehçesinde konuşabilmesiyle fark etmişti. M.Ö. 2000’li yıllarda Eski Mısır’da kullanılan lisanı hiç zorlanmadan konuşmuştu. O zamandan beri de gittiği her ülkede bir defa oranın lisanında birisinin konuşmasını dinlemesi yetmişti. Şu anda dünyada var olan ve hatta artık ölü sayılan diller de dâhil olmak üzere 7.000 civarı dili konuşulan yerin vatandaşıymış gibi konuşabiliyordu. Uzun süre yeteneğinden kimseye bahsetmeye gerek görmemişti, bu yeteneğinin özel insanlardan biri olmasından ötürü kaynaklandığını düşünmemişti. Ama yıllar geçtikçe özel insanlar iyice çoğalmaya başlamış ve kendisinin de onlardan biri olduğunu anlamıştı. Bu yüzden de General kapısında belirdiğinde şaşırmamıştı.

“Birbirleriyle ne zaman tanıştıracaksın bu kişileri?” diye sordu Kuzgun anılarından uzaklaşmayı başardığında.

“Sanırım biraz sonra…” diye yanıt verdi General. Düşünceli olması normaldi. Çoğu özel insanın yeteneğine yakinen şahit olmuştu ve zayıf yönlerini bizzat kendisi belirlemişti ekibe dahil etmeden önce. Ama Kedi Oğlan, General için büyük bir muammaydı. Kuzgun bunu görüyordu. Ona yardımcı olmak için elinden geleni yapacaktı.

“O zaman benim de diğerleri gibi odamda beklemem daha iyi olacaktır. O zamana kadar görüşmek üzere, General,” dedi Leydi Kuzgun iyi niyetiyle ve ofisten ayrıldı. Diğerleri odalarında hala ilaçla uyutuluyorlardı. Ama General, tüm ekibe hoşgeldiniz konuşmasını yapmadan önce tanıdığı birisiyle görüşmek istemişti. O yüzden Kuzgun’u jetten indirmelerinin ardından uyandırmışlardı.

General hızlıca bir kâğıda yazdığı listeye baktı ve listenin üstünde yer alan Kedi Oğlan’ın yanına soru işareti, hemen altında yer alan Leydi Kuzgun’un yanına da tik işareti koydu.

“En azından birini hallettik,” dedi sonra ve sonra listenin geri kalanına baktı. “Bu görev umarım erken emeklilik anlamına gelmez benim için…”

Ardından listeyi yazdığı kâğıdı ofis masasının çekmecesine kaldırdı ve ofisinden dışarı adım attı. Ama önce derin bir nefes almayı ihmal etmedi.

Devam Edecek…

Gelecek bölümde: İzmir’de bir dolandırıcı vakası…

Kategoriler: son insan

1 yorum

Son İnsan 1.3 – GÜRHAN ÖZTÜRK · Temmuz 25, 2017 11:25 am tarihinde

[…] Gelecek bölümde: İki kadim dost bir araya geliyor…  […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir